Hakkımızda

İSMİMİZ ORFEUS (ORFE)

Çok eski bir Yunan söylencesine göre; şair ve müzisyen olan Orfeus, insanları,hayvanları, bitkileri ve hatta taşları sesinin büyüleyici etkisi altında tutuyordu. Bir yılan tarafından ısırılan karısı Eurydike ölünce, onu geri istemek için ölülerin dünyasına inmiş;şarkı söyleyerek ve Sitar çalarak ölüm tanrılarını kandırıp genç eşini yaşama geri götürme iznini elde etmiş... Ama onunla konuşmamak kaydıyla. Ne var ki Orfeus dönüş yolunda arkasına bakmış ve Eurydike'yi kesin olarak kaybetmiş. Geleneklere olarak göre Orfeus'u ozanların ilki olarak kabul edersek, söylencenin anlamı kolayca belirir. Onun büyülü güçleri, şiirin insanlar ve nesneler üzerindeki gücünü simgeler. Şiir ve Aşk ölümü yenecek yegane güçtür;ancak zafer kesin değildir. Ve arzunun sabırsızlığı onu tehdit eder. Nasıl ki Orfeus ölümün sınırlarının ötesine atıldıysa, şair de yasakları çiğneyen ve görünmenin karşısına dikilip, bakmaya cüret eden kişidir.Ölüler dünyasına inmek, şairin dilin derinliklerine inişinde izlediği zihinsel macerayı, öncü araştırmayı simgeler.Orfeus her şairde yeniden yaşar. Ve her şiir çekicilik gücünü,Tanrıları bile kandıran kahramanın gücünden alır. Böylesi güçler zorunlu olarak bir karanlıkta kendini gizler. Öyleyse şiire ait gücün, şiirin sarmalandığı gizemle artacağına kolayca inanabiliriz. Her şiir yarım kalmış ve sonsuzluğa doğru yol alan bir yaşamın kırık notları, ağlayan imgeleri ve yürek kanatan cam parçalarıdır. Şairler şiirlerini yazarken, başka insanların anlayamayacağı bir acı çekerler.Bu acıyı şairden başka kimse anlayamaz.Şairin güzellik yaratmaktan başka hiçbir amacı yoktur. O,kefeni biçilmiş zamanların soğuyan teninden sımsıcak bir beden yaratmayı bilir. Bu yeni bedeni yaratırken kendini hiç acımadan hançerlediğini de hemen söyleyelim. Şair, şiirini oluştururken, bize dünyayı ve kendimizi keşfetmeyi ya da yaratmayı öğretir. Rimbaud şöyle yazıyor''Şair olmak isteyen insanın yapacağı ilk özel çalışma, kendi varlığını bütünüyle tanımaktır;kendi ruhunu arar,onu dikkatle inceler, onu sınar, onu öğrenir. Kendi ruhunu tanıdığı andan itibaren onu geliştirmek zorundadır; bu kolay bir şeymiş gibi görünür, aslında hiç de kolay değildir bir insanın kendini tanıması.'' Şiir bize kendimizi tanıtan en iyi Psikolog'tur. Kendimizi tanımak için daha ne kadar duracağız veya daha ne kadar korkacağız kendi farkındalığımızın farkına varmaktan.

ORFEUS

​“Lir” adlı çalgısından çıkan ezgileri eşliğinde dillendirdiği şiirleriyle vahşi hayvanları büyüleyen, ölümü bile alteden ve bir anlamda müzisyenlerin ve ozanların tanrısı da sayılan Orfeus’un soyağacı hayli çetrefildir. Nedeni de her kesimin onu mallanma tutkusundan kaynaklandığı kesin!

Apollon’un oğlu

Ama en yaygın söylenceye göre Orfeus; esin perisi bir Musa ile güzel sanatların koruyucusu müzisyen tanrı Apollon’un oğludur. Onun çocukluğu haliyle teyzeleri olan esin perileri Musa’lar arasında geçmiştir. Musa’lar; kendileri gibi aynı sanatçı genlerini taşıyan bu tanrı çocuğu Orfeus’un, şiir düzme ve ezgi yakma alanındaki üstün yeteneklerini geliştirmesi için ellerinden geleni esirgememişlerdir. Babası Apollon’un armağan ettiği yedi telli çalgıya Orfeus; kendisine şiir ve musiki öğreten güzel Musa’ların anısına iki tel daha eklemiştir.

 

Müziğinin eşsiz sesi

Kısa sürede sanatının doruklarına tırmanan Orfeus’un söylediği şiirler ve lirinden çıkan ezgiler öylesine etkileyiciydi ki, o şiirleriyle ezgisini harmanlarken akan ırmak aniden durur; ona kulak kesilirdi. Sık sık lirini çaldığı kırlarda onun sesini duyan uzak yakın bütün kuşlar ötüşlerini keser, doğruca onun bulunduğu yerdeki ağaçlara tünemeye gelirlerdi. Gene onun ezgilerini duyan vahşi hayvanlar uysallaşır; taşlar çakıllar canlanır; ağaçlar çiçekler ayaklanır, onun liri çevresinde toplaşırlar ve o büyülü çalgıdan yayılan ezgilerle kendilerinden geçerlerdi. Orfeus’un musikisi öylesine etkileyiciydi ki, bir deniz yolculuğunda arkadaşlarının; o ürkünç sirenlerin büyülü ve sonunda öldürücü musikilerinin ardı sıra gitmelerini kendi musikisiyle önlemiştir... Ormanlarda yaşayan Euridike adlı perikızı bir nimfa; birgün karşılaştığı ve ve ezgilerini dinlediği bu güzel ve yakışıklı sanatçı Orfeus’a delicesine tutuldu. Kısa bir süre sonra evlenmeleriyle başlayan birliktelikleri, hep aşkla, güzel anlarla dolu dolu geçmeye başladı. Orfeus en güzel ezgilerinde ve büyüleyici şiirlerinde hep Euridike’ye olan sevgisini ve ona olan sonsuz bağlılığını dillendirdi.

Antalya merkeze yaklaşık 15 km. uzaklıkta, doğayla iç içe, şirin Yeşilbayır kasabasında 2001–2002 yılları arasında, sahibi Antalyalı iş adamı Orhan Sarıyar tarafından ‘ORFE ÇİFTLİK’ adıyla 40.000 m2’lik alanda hizmete açılan tesis, ilk etapta Angora Tavşan üretim çiftliği olarak adını duyurmuştur. Çiftlikte, özellikle tüyleri ağırlıklı olarak medikal alanda kullanılan angora tavşanı üretimine ek olarak, gıda sektöründe giderek yaygınlaşan Devekuşu üretimi başlamıştır. Bu amaçla tesis içerisine gereksinimleri karşılamak amacıyla 700 m2 büyüklüğünde bir ana bina inşa edilmiştir. Sonraları doğa tutkunu Sarıyar ailesinin, ticari amaçlarının ötesine geçen hayvan sevgisi, tesisin kimliğinin değişmesine sebep olmuş, pek çok farklı kanatlı türüne, dağ keçilerine ve birçok evcil hayvana ev sahipliği yapan minyatür bir hayvanat bahçesi kimliği kazanmıştır. İlerleyen zamanda Orfe Çiftlik artık yalnızca Sarıyar ailesinin hobi ve sevdikleriyle yaşadığı bir işyeri olmaktan çıkarak, yoğun şehir ve iş yaşamı içerisinde bunalmış daralmış ve kendisini en azından hafta sonları doğayla kucaklaşarak stres atmak, rahatlatmak isteyen Antalya’lılara kapılarını açmıştır.

Orfe Çiftlik Büyüyor

Kullanım alanı aynı olmasına rağmen çiftliğin hedefleri ve hizmet anlayışı gitgide büyümektedir. Bu nedenle ziyaretçilerin oturup faydalanabileceği, yiyip içebileceği bir mekân gerekmektedir. Zira hafta sonları artık ortalama 500 ziyaretçi gelerek burada keyif almaya bu güzellikleri paylaşmaya başlamıştır. Bu arada bir şey daha olur ve Sarıyar ailesinin oldum olası içinde yaşattığı at sevgisi ve at sahibi olma arzusu nihayet gerçekleşir ve kendilerine bu keyfi tattıracak atlarını satın alırlar. Ancak bu yeterli olmamıştır, bazı ziyaretçiler de bu keyfi paylaşmak isteyince, bugünkü Orfe Atlıspor Kulübünün ilk temeli atılmış olur. Atların sayısı artar, hatta miniklerin de bu sevdası göz önüne alınarak yurtdışından, bu amaçla özel olarak üretilen ve boyları 80 cm.i geçmeyen midilli atları getirilir. Orfe Çiftlik böylece ilk gerçek kimliğini kazanmıştır. Çok amaçlı bir tesis olmuştur. Özellikle hafta sonları Antalya’lıların özenle seçtiği, ailecek doğayla buluştuğu, ata bindiği ve keyifli köy kahvaltıları ettiği farklı bir alternatiftir artık Orfe Çiftlik. Bu da yeterli olmayacaktır… İnsanlar Orfe’de mutludur, keyif alır, güzel anlar yaşar. Ancak eksik bir şeyler vardır, daha doğrusu pek çok şey vardır daha olması gereken. Farklı, başka bir şeyler daha sunmalıdır Orfe, sevenlerine. 2004 yılında Orhan Bey tesise yatırım yapmasının gerekliliğine kesin kez karar vermiştir. Orfe, çiftliğin ötesine geçmelidir. Servisinden, sıcak ilişkilerinden ötürü takdir alması tatmin etmemektedir kendisini ve bu böyle olmaz diyerek, kafasında yaratmak istediği profesyonel tesisin nasıl olması gerektiğine karar vermek için uzun soluklu bir yurtdışı seyahati planlar. Özellikle de at sporunun, gerçek sporculuk anlamında icra edildiği farklı Avrupa ülkelerini gezerek, buralardaki tesisleri ziyaret eder. Ciddi gözlemlerde bulunur, detaylı tetkikler yapar. Oldukça yüklü bir bilgiyle geri döndüğünde, artık zihninde ve gönlünde yaratmak istediği kulübün nasıl bir şey olması gerektiğini gayet iyi biliyordur Orhan Bey. Öyle bir tesis olmalıdır ki yeni Orfe, kesinlikle profesyonel ve dünya atlıspor kriterlerine uymalıdır. Bir şey daha vardır kafasında Orhan Bey’in. Kendisi turizm işletmecisi olmamasına rağmen, turizmde artık alternatif başka hizmetler, farklı yaşamlar sunulmalıdır, yerli ve yabancı misafirlere. Kısacası Alternatif Turizm olmalıdır yapacağı. İnsanlar at sporuna gönül vermeli, bunu en üst şartlarda gerçekleştirebilmeli ama yanında, biniciliğin dışında da farklı aktivitelerde bulunabilmeli ve bunlardan keyif alabilmelidir. Evet, böyle farklı bir tesise yatırım yapmalıdır. Hele bir de Türkiye’mizin riviyerası, Türk turizminin şah damarı ve dünya şehri olmaya aday güzel Antalya’nın böyle bir tesise sahip olması ve turizme hizmet vermesi ona başka bir gurur verecektir. Bununla ilgili gerekli tüm araştırmalarını ve hazırlıklarını yapar Orhan Sarıyar ve başlayacağı günün heyecan ve hayalleri ile start anını bekler. 2004 yılında kurulan hayaller, yapılan araştırma ve hesaplar artık kesinleşmiştir ve yakın gelecekteki ORFE ATLISPOR KULÜBÜ’nün ilk temelleri 2005 yılının Ağustos ayında atılır.